Süreyya İzgi’den Bir Çıkartma Hikayesi….

0
20315

Süreyya İzgi, Toyota Verso D4D modeli ile Fransa’da biraz keşif yaptı. Avrupa’nın en çok satan arabaları arasında yer alan Toyota Verso D4D hakkında ve Fransa hakkında ama en çok da otomobil tutkusu hakkında bir hikaye…

Süreyya İzgi’den Bir Çıkartma Hikayesi…. 

Alternatif ve popüler olmayan bir rotada yaklaşık 2000 km… Yakın dönem tarihine eşsiz bir yolculukta yol arkadaşım Toyota Verso D4D’tü. Bir göz atın bakalım, neler yaşamışız…

 Sarsıntısız, kadife tadında, üç saatten biraz fazla süren bir uçuş sonrasında Paris’teyiz. Türkiye’de 35 derece üzerini zorlayan yaz sıcakları bastırmışken soğuğu sevenler grubu olarak alternatif bir tatil rotası belirledik. Soğuk değilse bile serin olacak, beynimiz sulanmadan, terimizde boğulmadan, kurdeşen dökmeden biraz gezip dolaşacağız. 

Rota belli, söylemiyorum ki heyecanı daha baştan kaçmasın. Yaklaşık bir saat Fransa’ya giriş işlemleriyle geçiyor, neymiş, iki uçak aynı anda gelmişmiş, yığılma olmuşmuş! 4-5 gişeden sadece ikisi çalışırsa Paris’e girişler de uzar babam uzar! Kuyrukta geçen bir saatin ardından başka bir macera başlıyor ve yine bir saat kadar kiraladığımız otomobili teslim almak için bekliyoruz.

Yaz vakti tabii, talep çok, görevlilerse yavaş ve bezmişler. İkinci bir saatin sonunda Peugeot 508 beklerken “aman şuradan bir çıkıp gidelim artık” diyerek yedi kişilik bir Toyota Verso modeline razı oluyoruz.

Ben, bu Verso’nun çocukluğunu bilirim, Toyota 1997’den itibaren Corolla Verso olarak üretmeye başlıyor. Hatta 2002’den itibaren Japon üreticinin Sakarya fabrikasında da üretilip ihraç bile ediliyor. İşlerin MPV’ler için hayli açık olduğu yıllar. 2009 yılından itibarense tıpkı Scenic gibi model versiyonu kimliğinden sıyrılıp başlı başına bir model haline geliyor: Verso. Teknolojisinde değil belki ama adında Corolla gibi dünyanın en çok satılan modelinden kurtulmak istediyse düşünün o zamanlar işler nasılmış…

Beş kişiyiz, dünyanın bagajı var. İlk iş açıyorum bagaj kapağını, üçüncü koltuk sırasını yatırıyorum. Bavullara yer açmak lazım. Herkes yerine yerleştikten sonra uzun bir tatil için start veriliyor. Orly Havaalanı’ndan Paris’i çevreleyen otoyola girip Creteil üzerinden Rouen’e doğru süzülüyoruz. “Paris’e inilip başka yere gidilir mi” demeyin hemen, vardır bir bildiğimiz. Yaklaşık iki saat boyunca kah iki yanı ağaçlı karayolundan kah kartpostal gibi eski kasabalardan geçerek kuzeye doğru devam ediyoruz.

Verso’nun yükü ağır 4+1 yolcu ve bagajı ağzına kadar dolduran herkesin bagajı. Dikiş makinesi gibi tır tır çalışıyor 1.4 litrelik D4D dizel motor. Torku güzel, çekiş istekli ama şöyle bir sıkıntısı var, örneğin kavşaklara yaklaşırken hızımı azalttığımda vitesi mutlaka 1’e düşürmek gerekiyor. 

Üşenip 2’yle devam etmek istediğimde mutlaka stop ediyor, göbek ortasında acemi durumuna düşürüyor. Olanca ağırlığımıza ek olarak klima da sürekli devrede. Dolayısıyla esnekliği zaten zayıf olan motor, bir eli sürekli vites kolu üzerinde istiyor. Paris’ten itibaren Seine nehrinin eşliğinde Rouen’e gelene kadar iki ayrı kasabada kahve molası veriyoruz.

Serin olur diye geldiğimiz Kuzey Fransa’da bizi 32 derecelik sıcaklık karşılıyor. Tamam, Avrupa’da anormal sıcak bir yaz yaşanıyor ama buraları böyle beklemiyorduk. Rouen, ilginç tarihi kimliği olan bir yer.

Madame Bovary’nin yazarı Gustave Flaubert’in doğup büyüdüğü, uzun yıllar yaşadığı küçük bir kent olmasının dışında tarihte çok önemli bir yeri daha var. İngiltere ve Fransa arasında yaşanan Yüzyıl Savaşları boyunca İngiltere’ye karşı ülkesi Fransa’ya memleketi Lorraine’deki cephelerden başlayarak büyük manevi destek veren azize Jeanne D’Ark’ın yaşadığı yerdi Rouen. 

Bir dizi zaferli savaştan sonra 23 Mayıs 1431 tarihinde, Compiègne’de İngilizler tarafından yakalanıp İngiliz yanlısı engizisyon mahkemesinde erkek giysileri giyip savaşan ve gaipten sesler duyan bir kâfir olduğunu öne sürülerek 19 yaşındayken 30 Mayıs 1431 tarihinde Rouen kentinde 10.000 kişinin toplandığı Vieux-Marchè meydanında diri diri yakılmıştı. Burada Jeanne D’Arc adına yapılmış bir anıt ve bir de müze yer alıyor.

Rouen’de geçirdiğimiz iki günün ardından yolu biraz daha kuzeye çeviriyoruz. Artık hedefte Manş Denizi var. Uzak değil, hedefimiz 70km ileride.

Toyota Verso ile Normandiya çıkartmasının yapıldığı yapıldığı yerlere gidiyoruz…

Evet, hedefimiz Haute Normandie bölgesi. Hatta tam ifadesiyle İkinci Dünya Savaşı’nın seyrini değiştiren, dünyanın gelmiş geçmiş en büyük askeri harekatı olan, D-Day kod adlı Normandiya çıkartmasının yapıldığı yapıldığı yerlere gidiyoruz.

 Bir saati bulmadan Etretet’teyiz. Önümüzde sonsuz görünen bir kumsal var. Sahilde The Atlantic Wall olarak isimlendirilen makineli tüfek yuvaları hala duruyor. Bunlardan bölgede 19 tane varmış. Naziler 1944 yazına kadar bu bunkerlardan MG42 makineli tüfeklerle ölüm saçmış. Tepelerdeyse Müttefikler’in uçak ve gemilerine ateş açılan Cannonball denilen topçu bataryaları var. Ama 6 Temmuz 1944 sabaha karşı gerçekleştirilen Normandiya Çıkartması’nda 159.000 asker, 1.213 savaş gemisi, 6.939 çıkartma gemisi, 4.126 nakliye gemisi, 11.680 uçak, 4.370 bombardıman uçağı ve 29.000 paraşütçü Omaha Beach, Utah Beach ve Juno Beach gibi yerlerden Naziler tarafından işgal edilen Fransız topraklarını kurtarmak için Avrupa’ya ayak basıyor. Ve savaşın kaderini döndürüyor. 

Toyota Versomuzla Alman askerlerinin yerle bir ettiği kasabaları dolaşıyoruz; Coen, Fecamp, Gerville, Bayeux, Arromanches Les Bains, Ablon,Yvetot, Honfleur… 

Savaşta yerle bir edilen küçük şehir ve kasabalar, yıllarla beraber orijinaline uygun restore edilmiş, hiçbirinde apartman ya da “modern” binalar yok, eski olarak yenilenmişler… olağanüstü yapıların oluşturduğu şehircikler, birer Lego kasabası gibi, hayır hayır, kartpostal gibi adeta. Verso ile geçtiğimiz güzel yollardan 75 yıl önce Nazi tankları geçiyor, SS’ler ölüm saçıyormuş. Zaten bataryalarda ve bunkerlarda yaşadığımız hislerle İkinci Dünya Savaşı’na katılmış gibi oluyoruz. Müzelerde gördüğüm kamyonların, tankların lastik ve paletlerinde çamurları bile duruyor. Mermi deliklerini hiç söylemeyeyim.

Barışı ilan ettikten sonra Avrupa’da hiç görmediğim güzellikte bir şehre, Deuville’e getiriyor bizi Toyota Verso D4D. Akıl alır gibi bir yer değil, zannedersiniz Manş kıyısındaki Monte Carlo. Estetik binalar, kusursuz yollar, neyse ki turistler pek keşfetmemiş, karşı kıyıdan günü birlik bile olsa gelen İngilizler ve Fransızlar dışında kimsecikler yok. Görülmesi gereken eşsiz bir yer, ama gitmeyin:))

Toyota Verso’muza atlayıp biraz daha güney batıya gittiğimizde Brittany’e varıyoruz. Bu arada Verso D4D yakıtı adeta koklayarak tüketiyor. Yükü ağır olsa da yorulmuyor ve 5 yolcu+yüklü bagajlara, sürekli çalışan klimaya rağmen 100 km’de 4 litrenin üzerine çıkmıyor, bu özelliğiyle mutlu ediyor. İlk yakıt ikmalimizi km sayacımız 850 km’yi gösterirken yapıyoruz, müthiş.

Brittany Fransa’nın belki de en sempatik bölgesi. Fransızca ismi Bretagne olan bölge, surlarla çevrili ve gel git hareketlerinin en fazla olduğu yerlerden biri. Kıyıda oturduğunuzda suların çekilip üzerinde yürünebilir hale gelen kumları bir süre sonra suların kapladığını, yer yer 12 metreye kadar derinliğe ulaştığını gözledik. Günümüzde Breton denilen bölgedeki insan yerleşimlerinin tarihi geç Paleolitik veya Epi-paleolitik döneme kadar gitmekte. 

Bölgede neolitik dönemden kalma Megalitler bulunmaktaymış. Roma kaynakları Demir Çağı’nda bölgede Veneti, Osismii, Namneti, Coriosoliti ve Riedoni kabilelerinin bulunduğunu kaydetmekte. Breton bölgesi MÖ 56’da Julius Caesar yönetimindeki Romalılar tarafından da ele geçirilmiş. Suların gelmesiyle ada haline gelen ünlü Saint Michel katedrali de bu bölgede yer alıyor. 

Ne yazık ki Toyota Verso D4D’mizi bu manastır/katedrale götürme şansımız yoktu. Aracımızı mecburen otoparka bırakıp katedrale dev katana atların çektiği faytonla gittik geldik. Bu bölgenin tarihi korsan şehri San Malo’da da iki gün geçirip tarihi mekanlarda Verso D4D’yi fotoğrafladıktan sonra sağanak yağmurun hakim olduğu günde Paris yoluna koyulduk. Otoyoldaki stabil sürüşüyle güven veren Toyota Verso D4D, başarılı yalıtımıyla da araç içi sohbetleri sekteye uğratmadı.

Dört saati bulan yorucu Paris yolculuğumuzda son karelerimizi ünlü Zafer Takı ile çektik. Doğrusu Eyfel Kulesi ve çevresinin pasaklı ve kalabalık hali, İstanbul’dan beterdi, fotoğraf çekmek de istemedik, çektiklerimizi de beğenmedik. Paris’in zaten kalabalıktan pek otomobil kullanılacak hali de yoktu, ısrarcı olmadım:))

Alternatif ve hiç popüler olmayan bir rotada Toyota Verso D4D ile otoyollarda, kasaba yollarında, karayollarında yaklaşık 2000 km kat ettik. Önceden Toyota’nın Sakarya tesislerinde üretiliyor diye sevgi beslediğimiz “ilk yerli MPV” Verso üretimi, C-HR üretimi başladıktan sonra Fransa’daki Valenciennes yakınlarında Onnaing’deki Toyota Motor Manufacturing France S.A.S. (TMMF) tesislerine kaydırılmıştı. On günlük kullanım süresinde gördüğüm en güncel Toyota teknolojileri sayesinde kendisine olan sevgimde herhangi bir değişim olmadı diyebilirim. Nasıl olsun ki, o artık Avrupa’da savaş görmüş bir Toyotaydı!

Yorum Yap

Please enter your comment!
Please enter your name here