Gelin gelin! Motosiklet cambazlarını görün!

3
13017

Alamet-i Üstünvane nedir? Motosiklet cambazlığı nedir? Ünlü Türk motosiklet cambazları kimlerdir? 1970lerde çok popüler olan üstünvanecilik hakkında enfes bir yazı…

“Gelin gelin! Motosiklet cambazlarını görün!

Yaklaş kardeşim yaklaş! ölüm akrobatlarına yaklaş!
Harikulade gerçeğe yaklaş!
Gösterimiz başlamış değil, başlamak üzere!
Bay bayan 7’den 70’e herkes iştirak edebilir!
Aile yerlerimiz itinayla ayrılmıştır.”

Önceleri büyük şehirlerde de vardı ama artık Anadolu panayırlarında bile pek rastlanmıyor. Önceleri dediğim 1970’ler. Keşke olsa da seyretsek motosiklet akrobatlarını…

Benim için motosiklet akrobatıydı, motosiklet cambazıydı onlar ve o yaşlarda da içimde olan motosiklet tutkum nedeniyle çok değerliydi benim için.

Üstüvane???

Nedir bu üstüvane? Bu kelime bu işe nasıl isim olmuş, bilmiyorum. Lise yıllarında aldığım denizcilik eğitimlerinden üstüvane diye denizaltıların herhangi bir arıza nedeniyle su yüzeyine çıkamadıklarında personelin gemiden acil çıkış yapmak için kullandıkları bölmeyi biliyorum. Motosikletlerle de batılıyor çıkılıyor onunla mı ilgili olmuş, bilemedim. Panayırlarda motosiklet gösterisi yapılan yerlerin adı “Üstüvane”ymiş yeni öğrendim.. Halkacılar, sihirbazlar, dönme dolap, salıncak, vahşi hayvan çadırları, tiyatorolar veee “Alamet-i Üstüvane”… Motosiklet ülkesi Hindistan’da da çok rastlansa da Rus tipi ya da eski Doğu Bloku tipi bir gösteri bu, son derece keyifli.

Merkezkaç kuvvetiyle ortaya çıkan eşsiz gösteri!

İzlerken şüphesiz çok etkileyici. Hele hele çocuksanız. Daha fizik dersleriniz başlamamış, akıl sır erdiremiyorsunuz çocuk kafanızla, o motosiklet, dev fıçının ya da kovanın içinde nasıl oluyor da fıldır fıldır dönebiliyor aşağı devrilmeden… Aslında fiziğin en temel kurallarından birine sırtını yaslamış, merkezkaç kuvvetinin etkisi ve tabii denge en önemlileri. Dev kovanın içi diye bakmamak gerek, ileri doğru uygulanan kuvvetle dönüyor sabahtan akşama fır fır.

Alamet-i Üstüvanecilik

Kova dediğim, çapı 5-6 metrelik düzgün bir tahta silindirin yerden yaklaşık 8-10 metre yukarıya doğru olduğunu ve üstünün açık olduğunu düşünün. seyirciler bu en üst kısımdaki balkondan olanı biteni izler. Gösteriyi yapanlar ise motosikletli akrobatlar. Zaman zaman kendilerini yukarıdan izleyen seyircileri heyecanlandırmak ve gerilimi arttırmak maksatlı seyircilere çok yakın, adeta tepe noktasına teğet turlar da attıktan sonra yere doğru süzülürler. Tam gösteri bitti derken bir hatun kişi de olaya dahil olur ve motorlu abilerden birinin arkasına geçip motor üzerinde ayakta durarak harekete başlarlar. ortamda birden fazla motor varsa (ki genelde vardır) bunlar birbirlerine zıt yönden gelerek seyircinin iyice midesinin ağzına gelmesini sağlarlar.

Finalde ise motorlu ağabeyler iç ceplerinde taşıdığı türk bayrağını çıkartarak yüzlerine kaparlar ve ellerini de bırakırlar. eller havada, bayrak yüzünde, kız ayakta olacak biçimde birkaç tur daha atılır ve gösteri sona erer.

İnsanların, ilişkilerin, gösterilerin daha gerçek olduğu yıllarda karşılaştığım ve çok etkilendiğim bu tehlikeli gösteri yıllar sonra yönetmen Serdar Güven’in ödüllü belgeseli “Alamet-i Üstüvane” sayesinde yeniden karşıma çıktı. İlk duyduğumda eski günlere gittim. Belgeseli “Nereden bulurum, nasıl ederim” derken Yönetmen Serdar Güven’e e-posta mesajıyla ulaştım. Aylar sonra da olsa aldığım cevabın hemen arkasından da “Alamet-i Üstüvane” belgeselinin DVD kopyası elime geçmişti. Belgesel gerçekten çok ilginç. Belgesel üretim açısından fakir olan ülkemizde böyle ödüllü bir belgesel çekilmesi üstelik içinden motosiklet geçen böyle kaliteli bir yapım hazırlanması gerçekten çok etkileyici.

Türk filmlerine bile konu oldu

Belgesel, üstüvanecilik sanatının belki de son temsilcisi olan 60 yaşını çoktan devirmiş olan Bekir Akça ve oğlu Tahir Akça’nın bu işe nasıl başladığını ve bir turnelerini konu alıyor. Türk Sineması’nın klasiklerinden “Sevmek ve Ölmek Zamanı” filminde Türkan Şoray’ın da koşa koşa giderek izlediği bu gösteri Türkiye’de ilk kez Ankaralı Celasun kardeşler tarafından gerçekleştirilmiş. Üç erkek ve bir kız kardeşten oluşan grup, yıllarca gösteriler yaptıktan sonra bu alanda kendisini geliştirmek isteyen kişilere el vermiş ve yeni akrobatların yetişmesini sağlamış.

“Artık insanların eğlenecek başka şeyleri var. TV var, CD var” diyor Bekir Akça’nın memleketi Bafra’daki komşuları. Eskiden yılda 1 kez, uzun süreli yapılan fuarlar, panayırlar varken bu eski gösteri sanatını her gün binlerce kişi izlerken bugün bu sayı 500-600’e düşmüş. Ekonomik olarak zor zamanlar yaşadıklarını anlatan Akça, “Böyle giderse birkaç sene daha yapar bırakırım” diyor ama bindiği motosiklete bakarak “Ya da götürür köye kurarım arada sırada dönerim orada, bisikletle çocukları alıştırırım” diye kararsız kalıyor.

Yeşil gözlü kadın

Babasının motosikletini kaçırıp sokaklarda dolaşarak bir sürücü olmaya çalışan Bekir Akça, 1964 yılından bu yana motosikletiyle 6 metre yüksekliğinde, 15 metre genişliğindeki bu fıçının içinde dönüyor. Eşi kendisini hiç izlememiş. Babası da sadece bir kez fıçının üzerine çıkıp izlemiş ama gösteri sırasında onun haberi olmadan.

“Tehlikeli olmasına tehlikeli” diyor sigarasından bir nefes çekerken Bekir Usta. “Bir gün yeşil gözlü bir hanım vardı seyirciler arasında göz göze geldik nazar değdi. ‘Bu matinede düşeceksin Bekir’ dedim kendime o matinede de düştüm” diye anlatıyor. Ama ne kadar düşse de, para kazanmasa da bu tutkusundan vazgeçemiyor.

2008 yılında çekilen belgeselde bir turneleri boyunca yaşadıkları her şeyi Yönetmen Serdar Güven’le paylaşan “Efsane 55 Gösteri Ekibi”, 56 dakikalık bu harika belgeselin oluşmasına büyük katkı koymuş. Yunanistan ve Hindistan orjinli üstüvanecilik sanatıyla ilgili bir belge niteliğinde olan belgeselde, gösteriyi izleyenlerin heyecanına da birebir tanık oluyorsunuz.

“Babam dönerken heyecanlanıyorum”

Babasından eğitim almaya başladıktan 10 gün sonra duvara çıkarak dönmeye başladığını anlatan Tahir Akça, bir yandan “Çocuklarım bu işi yapmak isterse kesinlikle izin vermem” diyor, diğer yandan “Babam dönerken korkuyorum ama kendim dönerken hiç böyle bir duygum yok” diyerek gülümsüyor.

“Motorcu motorcuyu çeker” sözüyle aslında bugünlerde biz “Okullu” motorcularla aynı noktada buluşan Bekir Usta, “Bizi izleyen kişilerin, ödedikleri parayı bize helal eden kişilerin dualarıyla ayakta duruyoruz” diyerek işinin tehlikesine bir kez daha işaret ediyor.

Bugün yok olmaya yüz tutan, artık belki sadece küçük panayır ve festivallerde birkaç günlük molalar şeklinde görebileceğiniz üstüvanecileri bugüne kadar izlemediyseniz en azından Serdar Güven’in bol ödüllü belgeseli Alamet-i Üstüvane’yi izleyin. Ama gerçek hayatta bu çılgın motorculara tanık olma şansınız olursa da Bekir Usta’ya bir selam çakmadan geçmeyin.

 

3 YORUMLAR

Yorum Yap

Please enter your comment!
Please enter your name here